Covid 19 sınırlamalarından, baskısından ve de hastalanmakta olan dostların haberlerinden bezmiş ve şaşırmış bir halde yine kendimi en sevdiğim patikalara, Akdeniz'e attım. Bu sefer biraz daha keyif ön plandaydı. Hem bolca yürüdüm, hem de dedem Adem gibi koylarda yüzdüm. 24 Mayıs Pazartesi; Adrasan'a ulaştım, arabayı park edip kamp yükümü aldığım gibi Sazak Koyu'na yürüdüm. (11.5 Km.) 16:00 gibi koydaydım ve yalnızdım. Bütün koyu kapatmış olduğumun farkına vardım, satın aldım zannettim ve pek sevindim. Benimle birlikte bir kaç öküz ve inek te vardı. Büyükçe bir zakkum ağacının altına, denizi de görecek şekilde çadırımı kurmak ilk işim oldu. Çadırın içerisini yerleştirdiğim gibi doğru denize. Balıklar beni özlemişti. Bir saate yakın denizde yorgunluk attım. Yeşil, mavi, etrafımdaki kayalar, alacalı bulutlar, zakkumun içerisindeki evim, çakıl taşları, sahildeki kumlar, sinekler, inek ve kuş sesleri, hafif hafif esen serin rüzgar her şey tam istediğim gibiydi. Neyse, akşam oldu, gece oldu, üstüne güzel bir uyku, sabah oldu, yine deniz ve sonra Adrasan'a döndüm. Muz, maden suyu ve ayran klasik kahvaltımdan sonra Gelidonya Feneri'ne ve oradan da Karaöz'e. (23 Km.). En sevdiğim bir patika, muhteşemdi. Fener de yerindeymiş, gördükten sonra Adrasan'a taksi ile dönüp, Kargıcıktaki mavi evime çekildim. Koydaki Ukraynalı arkadaşlarla keyifli bir sohbet, kahveler, gece, uyku ve yine sabah. Bu sefer Sazak benzeri Akseki Koyu seferim başladı (8.5 Km.). Koy yine benimdi. Akseki koyundan sonra, ertesi günü, Adrasan Kalesini yarım gün esir aldım. Kalede bulduğum bir ağaç gölgesinde keçi gibi yatarak koyu seyretmek, uyuklamak harikaydı. Kendime çok güzel ikramlarda bulundum. Kahveler, çaylar, kuru yemişler ardı ardına geldi, gitti, fevkaladeydi. Günün kalan yarısında, ziyaret edebildiğim, Adrasanlı dostları ziyaret ettim. Bazıları ile yolda, bazıları ile bakkalda karşılaştık. Mavi&Yeşil çadır kampındaki işletmeci dostlarımın ikram ettikleri reyhanlı patlıcan yemeği muhteşemdi. (Derya Yılmaz, Mehmet Yılmaz). Akşam üzeri, çok geç olmadan Çıralı'ya geçtim. Çıralı kahvesindeki klasik çay molamdan sonra, evimle birlikte Maden Koyundan önceki koya yürüdüm. Sahilde yerim hazırdı. Yolda ve kamp yerlerinde gördüğüm insanlar sıcaktan bayılmış gibiydiler, beni bile görecek halleri yoktu. Neyse, sonra, evimi kurdum, içini akşama hazırladım ve doğru denize. Serin su pek güzel gelmişti. Yine akşam oldu, gece oldu, uyku ve sabaha karşı karanlıkta düştüm geri dönmek üzere patikalara. 4 günlük rüya gibi film bitmişti, olsun, filmlerin devamı da olur tekrarı da. 28 Mayıs Cuma günü öğleden sonra yine mutfaktaydım çok güzel şeyler yaptım yine her zamanki gibi.
Hatay'a ait, çok sevdiğim, yöresel bir yemeğimizdir. Malzemeler : 1 su bardağı yeşil mercimek, 1 adet orta boy kuru soğan, 1 veya 2 adet kapya biber, 1 baş sarımsak (10 diş kullandım), 1 tatlı kaşığı dolusu nane, 1 tatlı kaşığı pul biber, 1 çay kaşığı tuz, 1 tatlı kaşığı domates salçası, 1 çay bardağı zeytin yağı, 1 tatlı kaşığı toz şeker, 2 adet iri olgun domates, 3 veya 4 adet patlıcan 1 veya 1.5 su bardağı sıcak su. Tarif : Mercimeği soğuk su ile iyice yıkayın. 1 su bardağı kaynar su içerisinde 30 dakika kadar bekletin. Patlıcanları alacalı kesin, kızartmalık dilimleyin ve 1 çay kaşığı dolusu tuz atılmış su içerisinde 30 dakika kadar bekletin. Domateslerin kabuklarını soyun ve küp, küp doğrayın. Soğanları yarım ay şeklinde doğrayın. Kapya biberlerini yemeklik doğrayın. Patlıcanların acı suyunu boşaltın ve patlıcanları hafifçe eliniz ile sıkın. Bir karıştırma kabının içerisine, mercimeği, domatesi, soğanı, kapya biberi, naneyi, pul biberi, tuzu, şekeri ve zeytin yağını koyun ve i...





















Yorumlar
Yorum Gönder